Destekleyenler: forum  || coğrafya

Sayfa: 1 [2]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Fıkra,Nükte ve Anekdotlarla Atatürk  (Okunma Sayısı 1807 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
BETÜL AKSU
Yeni Üye
*

Karizma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 36


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #15 : Kasım 04, 2009, 12:32:13 ÖS »






Atatürk ve Spor

Bir gece Atatürk Ada'da yat kulübünde konuşurken, yanındakilerden birinin sportmen olduğunu anladı. Ona şu suali sordu:
- Spor nedir?
Muhatabı, sporu herkesin bildiği gibi tarif etti.
Gazi dedi ki:
- "Bana daha açık, bariz bir tarif bulabilir misiniz?"
Belki en güzel cevabı bulabilmek için düşünen sportmenin ufak bir tevakkufu üzerine Gazi şu hatırasını anlattı:
"Arıburnu Kumandanı idim, iki tarafın ateş hatları arasında elli altmış metre mesafe vardı. Birbirine en yakın hatlar arasında dolaşan Türk ve İngiliz keşşaflarından ikisi gecenin kara kesafeti içinde ellerindeki uzun silahları istimal edemeyecek kadar burun buruna temas etmişler. Her iki cesur keşşaf, silahlarını atmışlar doğrudan doğruya birbirini boğazlamak için ellerini kullanmak zaruretini hissetmişler.
İngiliz keşşaf yumruklarını sıkmış, boks denilen idmanı, Türk neferinin vücut ve kalbi üzerinde tatbik etmeye başlamış. Bu mahirene yumruk idmanını bilmeyen Türk neferi kalbine maddeten; vicdanına manen vurulan darbelerin tesiri altında iki elinin ötekinin boğazına uzatmış, var kuvvetiyle düşmanın gırtlağını yakalamış. Düşman neferinin boğazı iki demir pençesinin mengenesinde sıkışınca bizim nefer, boks darbelerinin iptida hafiflediğini biraz sonra zail olduğunu görmüş.
Nefer, esirini sürükleyerek benim yanıma getirdi. Gece yarısından sonra idi. Evvela düşman neferini isticap ettim.
- Ne oldu? Sen niçin buralara kadar geldin?
- Spor, cevabını verdi.
Bizimkine sordum:
- Nasıl oldu?
Nefer, esirin verdiği ilmi cevabı anlamamış olmaktan korkarak:
- Bilmiyorum, dedi. Ben birinci ilmi ve fenni değil, ikincinin cehilden ziyade edep ve terbiyesi üzerinde fazla durmadım.
- Sen sportmen misin?
- Evet, çok iyi...
- Bizim neferi nasıl buldun?
- Bilmiyor dedi.
Türk neferine döndüm:
- İşitiyor musun, senin için bilmiyor, cahildir, dedi.
Kısaca;
- Huzurumuza getirdim efendim, cevabını verdi.
Gazi devam etti:
- Ben spor nedir, diye sorulursa vereceğim cevap şudur:
- "Spor; vatanın, milletin ali menfaatlerine tecavüz edenleri gırtlağından yakalayıp memleket ve millet hadimlerinin huzuruna getirebilmek kabiliyeti maddiye ve maneviyesidir. "


Logged
BETÜL AKSU
Yeni Üye
*

Karizma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 36


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #16 : Kasım 04, 2009, 12:32:26 ÖS »

BİZ HAZIRIZ

Günlerden birgün İtalyan büyükelçisi Ata ile görüşmek ister ve huzura davet edilir. O günün muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra büyükelçi:
-” Ekselans dün Roma ile yaptığım bir görüşmede hükümetimizin Hatay’ı almak istediği kararını size iletmem söylendi.” der.
Odada bir an sessizlik olur. Ata büyükelçiye birşeyler daha ikram eder ve iki dakika odadakiler ile başbaşa bırakır. Döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması ve belinde tabancası vardır. Doğru masasına gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak’ın bağlanmasını ister ve Çakmak’a:
-” Paşa İtalyan dostlarımız Hatay’a gelmek istiyorlar hazır mıyız?” der. Fevzi Çakmak durumu anlar ve :
-” Biz hazırız Paşam. ” diye yanıtlar. Ata büyükelçiye döner ve:
- ” Biz hazırmışız, hükümetinize söyleyin isterlerse Hatay’ı gelip alabilirler.”
Logged
BETÜL AKSU
Yeni Üye
*

Karizma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 36


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #17 : Kasım 04, 2009, 12:32:39 ÖS »

O Memleket Batar

Bundan kaç yıl önceydi bilmiyorum, Mustafa Kemal Paşa ile beraber Gül Cemal Vapuru'nda verilen bir baloda bulunuyorduk. Ekselans'ın bana karşı büyük bir ilgisi vardı. Bir aralık dalmış, yere bakıyordum. Birdenbire:
-"Madam" dedi. "Aşka tutulmuş bir kadın gibi ne düşünüyorsunuz öyle derin derin?"
Ben o zaman nereden hatırıma esti bilmiyorum, anlaşılan dilimin ucuna gelmiş olacak ki, düşünmeden hemen cevabını verdim:
-"Paşam" dedim. "Başbakanınızın dudaklarından eksik olmayan şu neşeli, sempatik gülüşlerine hayranım. O kadar güzel erkek gülüşü ile gülüyor ki." Atatürk:
- "Başbakanımın gülüşlerine hayran olmuşsunuz, benim de belki dansımdan hoşlanırsınız. Madam müsaade ederseniz bu valsi beraber yapalım. " dedi.
Kalktık ve dönmeye başladık. Ben o zaman gençtim. Belki biraz da şımartılmış kadındım. Nereden içime o heves doğdu bilmiyorum, başladım dansta Paşa'yı ben idare etmeye. Bir kez baktı, ses çıkarmadı. Bir daha baktı, yine ses çıkarmadı. Nihayet üçüncüsünde birdenbire durdu. Hiddetli değil, fakat gözlerini ciddiyetle bana çevirdi:
- "Madam, bir erkekle bir kadın yanyana durdukları zaman, yönetmeyi erkeğe bırakmak en doğru davranıştır."
Çocukluk işte. Ben büyük bir cesaretle şöyle bir karşılık verdim:
-"Müsaade edin de Paşam, ne olur bir kez de ben sizi idare edeyim" dedim. Kızmadı. Aksine gülmeye başladı.
-"Bir memleket idare edeni, bir kadın idare etmeye kalkarsa, o memleket batar, gelin biz yerimize oturalım sizinle."
Beni elimden tutup getirdi ve yanındaki yanındaki koltuğa oturttu.

Logged
BETÜL AKSU
Yeni Üye
*

Karizma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 36


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #18 : Kasım 04, 2009, 12:32:51 ÖS »

Mevlâna Büyük Adamdır

Mevlevihane'de akşam yemeğine davetliyiz. Yemekten sonra semaa gidildi. Binbir sanat eseriyle dolu Mevlevihane'nin billur avizeli ışıkları altında gözde olmaktan çıkmış gibi görünen dervişler, ayin yerinin değirmi sahasında kollarını kanatlanmışlar gibi açıp, başları kollarından omuz küreklerine doğru düşük, çıplak ayakların sessiz çevikliğiyle hem mihveri, hem mahreki yapılan hareketler neticesi entarilerinin bel kayışından aşağı kısımlarını beyaz bir şemsiye gibi şişirerek hülyalı hülyalı dönerken, üst mahfildeki kudumların tempoları içinden yükselen ney nağmeleri, bütün kubbeyi doldurduktan sonra aşağıya, fakat yalnız kulaklara değil, ruhları yıkayan manevi bir şelale halinde içimize dökülüyor.
Gazi de memnundu. Mevlevihane'den ayrıldıktan sonra, beni imtihan etmek isteyen tarafını saklayarak, sanki kendisi öğrenmek istermiş gibi bir eda ile sordu:
- Bu Mevlana nasıl adamdır?
- Pek iyi bilmiyorum amma dedim, herhalde çok büyük bir adam olacak ki, musiki, raks, şiir gibi dincilerin hoş görmedikleri şeyleri tarikatına ayin ve esas yapmış. Bana yeşil kubbesinin sivriliği ile göklerden bir şey tırmalıyor gibi geliyor!
Neşeli neşeli gülüyor.
Ve neden sonra, zihinden geçen düşünce silsilesinin bize son halkasını gösterir gibi söyleniyor:
- Mevlana büyük adamdı, büyük adamdı.
Logged
BETÜL AKSU
Yeni Üye
*

Karizma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 36


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #19 : Kasım 04, 2009, 12:33:04 ÖS »

Atatürk'ün Yargıç Kararına Saygısı

Ölümünden iki yıl önce Atatürk'ün canına kıymak için kurulan bir düzen meydana çıkarılmıştı. Hem bu düzeni kurmakla suçlanan kimse "Milli Mücadele"den beri Ata'nın yolunda çalışmış; sevgi ve güvenini kazanmış, birçok iyiliklerini de görmüş biriydi. Haber, yurtta şaşkınlık ve tiksinme yaratmıştı. Herkes bunu konuşuyor, "Nasıl olur, Nasıl olur!" diyor, bir türlü herhangi bir nedene bağlayamıyordu.
Sanık tutuldu. Adalete teslim edildi. Fakat Atatürk, olaydan haberi yokmuş gibi, bu konuda ne düşündüğünü açıklamak için ağzını açmadı. Adalet son sözünü söyleyinceye dek sustu. Atatürk'ün bu suskunluğu, çeşitli yorumlara uğramıştı. Kimi
-"Bu üzüntülü olayı anmak istemiyor" dedi. Kimi de
-"Bunun doğru olduğuna inanmıyor" diye düşündü.
Sanığa yükletilen suç, yargı yerinde ispat edilemediği için adam aklandı. İşte, yargıç kararını bu yolda verdikten sonradır ki Atatürk bu konuda ağzını ilk ve son kez olarak açtı ve yalnız şunu dedi:
-"Suça yeltenilmiştir; ancak yargıç buna kanacak ölçüde kanıt bulmuş değildir.
Logged
BETÜL AKSU
Yeni Üye
*

Karizma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 36


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #20 : Kasım 04, 2009, 12:33:19 ÖS »

Cumhuriyet

Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa'ya gidiyordu. Kalabalık bir halk kitlesi, iskelede etrafını çevirmiş bulunmakta idi. Bir kadının, elinde bir kağıtla Atatürk'e yaklaştığı görüldü. İhtiyar, zayıf bir kadındı. Ata'nın yolunu keserek titrek bir sesle:
-"Beni tanıdın mı oğul? Ben sizin Selanik'te komşunuzdum. Bir oğlum var; Devlet Demir Yolları'na girmek istiyor. Siz O'nu alsınlar dediniz. Fakat müdür dinlemedi. Oğlumu yine işe almamış. Ne olur bir kere de siz söyleseniz."
Atatürk'ün çelik bakışlı gözleri samimiyetle parladı. Elleriyle geniş jestler yaparak ve yüksek sesle:
-"Oğlunu almadılar mı?" dedi. "Ben tavsiye ettiğim halde mi almadılar? Ne kadar iyi olmuş. Çok iyi yapmışlar. İşte Cumhuriyet böyle anlaşılacak..."
Kadın kalabalığın içinde kaybolmuştu ve Atatürk adeta coşku dolu bir sesle:
- "İşte Cumhuriyet'ten beklediğimiz netice" diyordu.
Logged
BETÜL AKSU
Yeni Üye
*

Karizma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 36


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #21 : Kasım 04, 2009, 12:33:31 ÖS »

Yabancı Generallere Verilen Ders

Mustafa Kemal Birinci Dünya Savaşı'nda Viyana'dadır. Generaldir. Bir otelde kalmaktadır. Birçok ecnebi generaller ve diplomatlar da bu otelde kalmaktadır. Mustafa Kemal, yemek salonuna indikçe Avusturyalı bir diplomat ailenin kendisine küçümseyerek baktığını hissediyor. Bir kolayını bulup bu aile ile tanışıyor. İlk fırsatta Mustafa Kemal'e askerlikten bahis açarak bu mesleğin bilgi ile beraber tecrübeye de ihtiyacı olduğunu söylüyorlar ve hemen arkasından da:
-"Türk Ordusu'nda sizin gibi genç generaller çok mudur?" diyorlar. Mustafa Kemal bunlara unutamayacakları bir ders vermek istiyor. Ve iki gün sonra aynı aileyle birlikte yemek yiyorlar. Mustafa Kemal, Avusturyalıların genç general Napolyon'a karşı kaybettikleri meşhur Olm Meydan Muharebesi'ni anlatmaya başlıyor ve sözü şöyle bitiriyor:
- "Evet muhterem baylar; Fransız Orduları'nı sevk ve idare eden Napolyon da Olm Meydan Muharebesi'ni kazandığı zaman çok genç bir generaldi."
Avusturyalılar bundan sonra ne Mustafa Kemal ile yemek yemişler ve ne de Türk generallerinden ve tarihten konu açmışlardır.
Logged
BETÜL AKSU
Yeni Üye
*

Karizma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 36


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #22 : Kasım 04, 2009, 12:33:43 ÖS »

Yine Yak!

Atatürk, Florya'dan Çekmece'ye doğru bir yaya yürüyüşünde, bir ağaç altında dinlenen ihtiyar bir adama rastladı. Adam hürmetle ayağa kalktı, Ata'yı selamladı. Atatürk sordu:
-"Beni tanır mısın?" ,
-"Tanımaz olurmuyum, Evimde resmin bile var!" Atatürk memnun olmuştu. Konuşmaya başladılar. İhtiyar:
- "Bir işine aklım ermedi" dedi. "Cumhuriyetçiliği, İnkılâpçılığı, Milliyetçiliği Halkçılığı hatta Devletçiliği anlıyorum ama, şu Laikliği pek kavrayamadım. Neden herşeyi birden bozdun?"
Ata:
-"Bunu sana bir hikaye ile anlatayım" dedi. Amr-İbnl-As, Mısır'ı fethettiği zaman, Halife Ömer'e bir mektup yazmış: "Burada birçok kütüphaneler, içlerinde de birçok kitaplar var. Bunları yakayım mı, yoksa bırakayım mı?.." Ömer cevap vermiş:
- "Kitapları tetkik et, eğer faydasız şeyler ise, yak! Yok, eğer faydalı şeyler ise yine yak! Çünki halk o kitapları okudukça, onlara uymaktan vazgeçmeyecekler, eskiyi unutmayacaklar ve bize yani - yeniye ve yeniliğe - daima düşman olacaklardır!.." Hikayeyi anlatan Ata, ihtiyara sordu:
- "Şimdi sana Laikliğin ne olduğunu izah edeyim mi?" İhtiyar derin bir sezgi ve sağduyu ile cevap verdi:
- "İstemez Paşam, hepsini anladım!" dedi.
Logged
BETÜL AKSU
Yeni Üye
*

Karizma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 36


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #23 : Kasım 04, 2009, 12:33:54 ÖS »

En Büyük Eseriniz Hangisidir?

Birgün Atatürk'ün yaptığı işlerden bahis açılmıştı. Bir arkadaş:
"En büyük eseriniz hangisidir?" diye sordu.
"Benim yaptığım işler birbirlerine bağlı ve birbirleri kadar lüzumlu şeylerdir. Siz bana yaptıklarımdan değil, yapacaklarımdan bahsediniz."
Logged
BETÜL AKSU
Yeni Üye
*

Karizma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 36


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #24 : Kasım 04, 2009, 12:34:04 ÖS »

Yabancı Tarihçinin Sorusu

Birgün, yabancı bir romancı ve tarih yazarı Atatürk'e bütün isteklerine ulaşma başarısının sırrını sormuştu. Atatürk:
"Durur, durur, dinlerim" dedi. Sonra tekrarladı:
"Durur , durur. dinlerim." Ve sustu.
Sakarya Zaferi tacını giyinceye kadar durup durup dinleyecekti.
"Ben herhangi bir işe giriştiğim zaman karşımdakinin ne yapabileceğini ve en kötü ihtimalleri düşünürüm. Ona göre tedbirlerimi alarak hareket ederim."


( alınıtıdır. emeği geçen herkese teşekkürler... )
Logged
Sayfa: 1 [2]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: