Destekleyenler: forum  || coğrafya

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: PEMBE İNCİLİ KAFTAN  (Okunma Sayısı 615 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
admin
Site Genel Yöneticisi
*

Karizma +21/-3
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 965



Üyelik Bilgileri
« : Şubat 27, 2009, 06:59:27 ÖS »




PEMBE İNCİLİ KAFTAN





Osmanlı devletinin başında bu dönemde Şah İsmail adında bir bela vardır.Vezirler bu deli adama elçi göndermek için toplanmışlardı.gönderilecek elçi cesur,ölümden korkmayan,devletin şanına yakışacak bir kişi olmalıydı.Sarayda, Enderunda, divanda böyle bir kişi yoktur.Vezirlerden biri Muhsin Çelebi’nin adını ortaya atar.Bunun üzerine sadrazam Muhsin Çelebinin çağrılmasını ister.Peki kimdi bu Muhsin Çelebi.

Muhsin ÇelebiCesur, doğruluktan ayrılmayan, ölümden korkmayan, akıllı bilgili, Allah’tan başka kimseye boyun eğmeyen, hali vakti yerinde, garibi, zayıfı gözeten bir baba yiğittir.Muhsin Çelebi sadrazamın emri üzerine huzura gelir.Sadrazam ondan el etek öpmesini beklerken o eğilmez.Sadrazam onun bu hareketine kızmasına karşın ona elçilik teklifinde bulunur.Muhsin Çelebi bu görevi devleti için kabul eder.Elbette ki bu büyük devletin elçisi;atları,hademeleri ve giysileriyle ihtişamlı olmalıydı.Muhsin Çelebi bu giderleri, sadrazamın ısrarına karşın, kendisinin karşılayacağını söyler. Çünkü o fedakarlığın karşılıksız olacağına inanıyordu.Giderler için bütün varlığını rehin vererek tüccarlardan on bin altın alır.Bu parayla ihtiyaçları karşılar. Bir de Sırmakeş Toroğlu’ndaki: Kumaşı Hint’ten incileri Venedik’ten gelme Şah İsmail’in hayatında göremeyeceği pembe incili kaftanı sekiz bin altına alır.Bu kaftanı padişaha hediye etmek için herkes sıraya girmektedir. Muhsin Çelebi hazırlıklarını tamamlar. Karısını iki çocuğunu akrabalarına bırakarak yola koyulur. Muhsin Çelebi Tebriz’e vardığında halk ve şah onu şaşkınlıkla karşılar. O her zamanki gibi başı dik göğsü ilerde Şah İsmail’in huzuruna varır. Padişahın mektubunu öperek Şaha uzatır.Ayağı öpülmeyen Şah sapsarı kesilir. Muhsin Çelebi sağına soluna bakar ve oturacak bir şeyin olmadığını görür. Bunun ayakta beklemeye mecbur bırakmak için yapılmış bir davranış düşünerek o göz kamaştıran kaftanını tahtın önüne serer ve üzerine oturur.Şah,vezirleri komutanları aptallaşmıştır.Muhsin Çelebi gür sesiyle:Padişahının hiçbir ecnebi padişah karşısında eğilmeyeceğini ve dünyada Türk Padişahı kadar asil bir padişahın olmadığını söyleyerek huzurdan izin istemeden ayrılır.Kapıdan çıkarken Şah’ın askeri kaftanı arkasından getirir.Muhsin Çelebi sesini yükselterek ‘bir Türk asla yere serdiği şeyi sırtına koymaz.’diyerek oradan ayrılır.

Muhsin Çelebi sağ salim ülkesine döner.Herkes pembe incili kaftana ne olduğunu merak eder. Fakat o bu yaptığını anlatacak kadar küçük bir insan değildir. Muhsin Çelebi elçilikten kalan malzemelerini satarak küçük bir bahçe alır.Üsküdar pazarında sebze meyve satarak geçimini sağlamaya başlar.Düştüğü bu acı durum karşısında o hiçbir zaman yaptığı fedakarlıkla övünmemiştir. 



Ana Fikir

İnsan, yaptığı fedakarlık büyük veya küçük olsun hiçbir zaman övünmemelidir.



Kahramanlar

Muhsin Çelebi: Hikayenin baş kahramanıdır. Muhsin Çelebi 40 yaşlarında, namerde muhtaç olmayacak kadar  servete sahip akıllı bir insandı. Tek ülküsü “Allah’tan başkasına  secde etmemek, kula kul olmamaktı.” Aynı zamanda savaş zamanlarında Kuba bölüklerinde kumandanlık yapardı. Doğruluktan ayrılmayan, ölümden korkmayan bir yiğitti.

Vezirler: Kubbe altı vezirleridir. 

Sadrazam: Başbakandır. Vezirlerin başıdır.

Şah İsmail: Kurnaz, zalim, gaddar bir adamdır. İran devletinin şahıdır.



Kabuller

    * Kişiliği      oluşturan değerlerden taviz vermeme: Muhsin çelebi koskaca Osmanlı      sadrazamı ve İran şahı karşısında eğilmemiş, el etek öpmemiştir.

    * Sahip      olduğu varlıkla böbürlenmeme: Muhsin Çelebi varlıklarıyla övünmemiş,      böbürlenmemiş, zayıfları, garipleri hep gözetmiştir.

    * İyi      bir vatandaş devleti için her fedakarlığı yamalıdır:  Muhsin Çelebi devleti için bütün      varlığını ve hayatını hiçe saymıştır.



Temel Değerler

    * Karakterli      olma: Muhsin Çelebi hiçbir zaman şahsiyetinden taviz vermemiştir.

    * Alçak      gönüllü olma: Muhsin Çelebi varlıklı olmasına karşın alçak gönüllüğü elden      bırakmamış, zayıfları gözetmiştir.

    * Fedakar      olma: Muhsin Çelebi devleti için bütün fedakarlıkları yapmıştır. Malından,      mülkünden, ailesinden geçmiştir.



Değerlendirme

Hikayede yazarın kabulleri ile temel değerleri örtüşmektedir.



   




DEVE




Özet

Mestan Ağa Edirne’de doğup büyüyen bir çingenedir. Bütün hayali Mekkeli bir Arap gibi Anadolu’ya yerleşip biraz para yapıp beyaz bir Türk kızıyla evlenip çingenelikten kurtulmaktır. Bu hayalini gerçekleştirmek için Edirne’den ayrılır. Önce İstanbul’a oradan   Bursa’ya oradan da Çanakkale’ye gelir. Asıl sanatı cambazlıktır. Bu sayede epey para kazanır. Ayını zamanda Mestan Ağa her fırsatta etrafındakilere sofuluk taslardı. Halkı etkilemek için kalabalık camilerde namaz kılar, ayakta su içmez, ezan okunduğunda lafını keserek “Şefaat ya resulallah” derdi. Mestan Ağa’nın Anadolu’da tuhafına giden bir şey  develerdi. Develerin ağır hareketleri, bakışları hoşuna gitmiştir. Bir gün camide vaazı dinler gibi yapıp kendi işlerine dair şeyler düşünürken hocanın deveden bahsettiğini duyar. Hoca: “Devenin bir cennet hayvanı olduğundan ve onun binek hayvanı olarak kullanılmasının günah olduğundan bahsediyordu.” Mestan Ağa kendi içinden hocanın attığını düşünüyor, hocanın söylediklerine inanmıyor, için için gülüyordu. Namazdan sonra yolda buğday tarlasının kenarına yatmış bir deveye rastladı.  Hemen yaklaşır ve ona binip gezmeyi düşünür. Ama camide hocanın söyledikleri aklına gelir. Hocanın söylediklerinin mantıksız olduğun düşünerek deveye biner. Biner binmez ürken deve Mestan Ağa üzerinde koşmaya başlar. Mestan Ağa’nın bağırışlarını duyan çiftçiler deveyi durdururlar. Fakat bu koşmaca esnasında çiftçilerin buğday tarlası zarara görür. Bunun üzerine çiftçiler Mestan Ağa’yı öldüresiye döverler. Ertesi gün kendine elen Mestan Ağa Rumeli’ye doğru bakarak “Ah çingenelik” diye mırıldanır.



Ana Fikir

İnsan, her zaman elindekiyle yetinmesini bilmeli, aç gözlü olmamalıdır.



Kahramanlar

        Mestan Ağa: Edirne’de doğup büyüyen bir çingenedir.  Bütün hayali para kazanıp uzak bir Anadolu kasabasında Mekkeli gibi yerleşmek, bir Türk kızıyla evlenip çingenelikten kurtulmaktır. Kurnaz bir kişiliğe sahiptir.

     Çiftçiler: Mestan Ağa’yı ekinlerini ezdiği için dövmüşlerdir.

      Hoca: Mestan Ağa’nın bulunduğu camide vaaz vermektedir.





Kabuller

    * İnsanlara      farklı görünme: Mestan Ağa Arap olmak için özüne ters hareketler      sergilemiş, insanları kandırmıştır.

    * İnsan  bildiği işi yapmalı: Mestan Ağa asıl      mesleği olan cambazlıkla epey para kazanmıştır.

    * İnsanların      söyledikleriyle alay etme: Mestan Ağa hocanın deve hakkında söylediklerine      için için gülmüştür.



Temel Değerler

    * İnsan      olduğu gibi görünmeli, kendini farklı gösterme çabasında olmamalıdır.

    * İnsan      yeteneği olduğu alanda çalışarak hayallerini gerçekleştirebilir.

    * İnsan      karşısındakinin söylediklerine saygı duymalı, söylediklerine gerçeklik      payı aramalıdır.



Değerlendirme

İkinci kabul ve ikinci temel değer hariç diğer temel değerler örtüşmemektedir.



Hikayelerin Dili ve Üslubu

ØHer iki hikayede yazar olaylara müdahale etmez, olayları III. Tekil kişi ağzıyla anlatır.

ØCümleler uzunluk, kısalık bakımından uygundur ve birbirini takip etmektedir.

ØHer iki hikayede tasvirler  sıkça kullanılmıştır.

ØHikayelerdeki uzun, kısa cümlelerin takibi olaylara akıcılık kazandırmıştır.

ØKahramanlar net olarak belirtilmiştir.



Fiziki Özellikler

ØYazı puntosu ilköğretim kademesindeki öğrencilere uygundur.

ØHikayeler ilköğretim 3. ve 4. sınıf öğrencilerine tavsiye edilebilir.

ØKitap içindeki resimler ilgi çekmektedir.             
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: